Katılım bankacısı duayeni Sn. Aydın Gündoğdu ile röportaj

  1. Bizlerle röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz öncelikle sizleri tanıtmak ve tanımak isteriz bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz ?

Aslen Ordu–Mesudiye 1966 doğumluyum. Orta öğrenimini Tokat İmam Hatip Lisesi’nde (1985), lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği’nde (1989) yüksek lisansını ise İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Anabilim Dalı’nda (1996) tamamladım. Hâlen İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İslam İktisadı ve Uluslararası Finans Anabilim Dalında doktora yapmaktayım.

İş hayatına özel sektörde (1989) pazarlama uzmanı olarak başladım. Katılım bankacılığına ise, Temmuz 1991 itibarı ile Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş.’de adım attım ve çeşitli kademelerde çalıştım.  Aralık 1999’da  Anadolu Finans Kurumu’nda Pazarlama Müdürü olarak başladığım görevim, Ocak 2005 ile Eylül 2013 arası Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdür Yardımcısı olarak devam etti. Şubat 2015 – Mart 2016 Asya Katılım Bankası A.Ş.’de TMSF bünyesinde Genel Müdür olarak görev yaptım. Aynı dönemde Işık Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı, Asya Emeklilik Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Asya Girişim ve diğer grup şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyelikleri yaptım. 17 Ocak 2020’de JCR Avrasya Derecelendirme Anonim Şirketine Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandım ve burada görevime devam etmekteyim. Bununla birlikte TKBB Başka yardımcılığı, İTO meclis üyeliği, İTO Bankacılık Meslek Komitesi Üyeliği faaliyetlerinde bulundum. Halen çeşitli vakıf ve STK’larda çeşitli görevlerde bulunmaktayım. Evli ve üç çocuk babasıyım.




2) Gelecekte katılım bankacılığını nasıl hayal ediyorsunuz. Beklentileriniz neler ?

İçinde yaşadığımız ekonomik ortam, geleneksel ekonomi, sermayenin, üretim ve ücretlerden çok daha hızlı büyümesini sağlayarak tüm toplumdan sermaye sahiplerine doğru bir servet transferine yol açmıştır. Geleneksel iktisadın tanımladığı insan için “erdem ve ahlak” kendi çıkarından sonra gelmektedir. Her insan kendi faydasını artırmaya çalışırsa toplumsal refahın artacağı iddia edilir. Ancak her insanın yaratılışı farklıdır. Yani, her insan yaratılışına göre iş yapma kapasitesine sahiptir. Sadece kendi çıkarı peşinde koşan modern bireyin, bencillik, hırs ve ötekinden daha fazla hak sahibi olma anlayışı ile toplumun gelir seviyesi artsa bile bu tüm bireylere eşit olarak yansımaz. Gelir dağılımındaki bozulmanın toplumsal huzura hizmet ettiği söylenemez. İngiltere merkezli Oxfam’ın (2018 s. 15-17) araştırmasına göre 2017 yılında küresel gelirlerin %82’si nüfusun en zengin %1’i tarafından elde edilmiştir. Nüfusun %50’lik kısmını oluşturan yoksul kesiminde herhangi bir servet artışı olmamıştır. Dünyada 2,043 milyarder varken, yoksulluk sınırında yaşayan 3,6 milyar insan bulunmaktadır. 

İktisadi düşünce sistemi, sadece ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda da bir din, bir toplum, bir hukuk, bir insan modelini, bir yaşam biçimini dikte etmektedir. Sosyal çatışmaları azaltacak, insanlığın huzuruna hizmet edecek yeni bir sisteme ihtiyaç olduğu açıktır. İslam İktisadı, toplumun refahını artıracak, adil paylaşıma ve karşılıklı rızaya dayanan, yasaklanan faaliyetlerin ve faizin olmadığı, giriş ve çıkışların serbest olduğu, şeffaf bir piyasa ekonomisini, özel mülkiyeti  ve girişimcinin payı olarak kârı kabul etmektedir. İslam iktisadı ve bir alt bileşeni olan katılım bankacılığı, insanlığın huzuruna hizmet edecek alternatif bir model olabilir. İngiltere başta olmak üzere batıda, Ortadoğu, Uzakdoğu ve dünyanın birçok ülkesinde katılım bankacılığı, faizsiz bankacılık, İslami bankacılık vb. isimlerle anılarak büyümektedir. Hayalim odur ki, İslam iktisadının temel prensiplerini samimi olarak bankacılık faaliyetlerine uygulanırsa, katılım bankacılığı, insanlığın arayışlarına çözüm olacaktır ve geniş halk kitlelerince de desteklenecektir.

3) Katılım Bankacılığının, varsa günümüzdeki sorunları neler ve bu sorunların çözümleri neler ?

Konvansiyonel bankacılık küresel ölçekte 1601’e, Türkiye’de ise 1850’lere kadar uzanır. Katılım bankacılığı ülkemizde 1985 yılında faaliyete başlamıştır. Dolayısıyla Katılım bankacılığı tarihi kökenleri olarak değilse bile çağdaş anlamda bir bankacılık olarak konvansiyonel bankacılığa göre çok genç bir bankacılıktır. Katılım bankacılığı, kuruluşundan bugüne birçok sorunla yüzleşmiş ve bunları da başarı ile yönetmiştir. Ancak, hala yönetilmesi gereken onlarca sorun da bulunmaktadır. Öncelikle, katılım bankacılığının çalışma alanları belli konularda konvansiyonel bankacılıkla ortak olsa da hedefleri açısından oldukça farklıdır ya da öyle olması gerekir. Katılım bankaları kapitalist iktisadın değil, İslam İktisadının ürünü veya kurumudur. Konvansiyonel bankacılıktan gelen alışkanlıkların atılıp tüm faaliyetlerin İslam’ın iktisadi prensiplerine göre yürütülmesi için biraz daha zaman ve gayrete ihtiyaç olduğu açıktır. Katılım bankacılığı, İslam’ın iktisadi prensiplerini özümsemiş insan kaynağı tarafından yapılabilecek bir bankacılıktır. Her ne kadar prensipler, kurumsal yapı ile belirlenmiş olsa da insan kaynakları bu konularda samimi değilse işlemlerin İslami olması her zaman mümkün olmayabilir. Katılım bankacılığı, ortaklık temelli çalışma üzerine kurulu bir bankacılık olmakla birlikte, uygulamada alım-satım / murabaha usulü %90’lara yakındır. Ayrıca, murabahanın da gerçek bir işleme dayanması son derece önemlidir. Geçiş dönemi için murabahaya cevaz verilmiş olduğu bilinmekle birlikte, konvansiyonel bankacılığın taklit edilmesine dönük, prensipleri arkadan dolaşan birtakım enstrümanlar da kullanılmaktadır. Kâr zarar ortaklıklarının mevzuatı geliştirilerek ana enstrümana dönüştürülmesi zaruridir. Faizle mücadele veya faize alternatif geliştirme sadece katılım bankalarının işi değildir. Faizin haram olduğuna ve/veya faizin sömürü aracı olarak gören herkesin bu işin büyümesine katkı koymalı, sorumluluk almalıdır. Kısa vadeli kazançlar yerine, uzun dönem tercih edilmelidir. Tanıtım ve farkındalık artırılmalıdır. En azından dini bütün STK’lar kurban organizasyonuna verdikleri değerin yarısını faizle mücadeleye ayırsalar katılım bankacılığı önemli bir mesafe almış olur. Kâr dağıtımı işleyişinde, karşılıklı rıza temelini gözeten, fon yatıranların menfaatlerini mudarebe akdinin prensipleri ve yatırılan fonun yatırılma amacı ile tam uyumlu şeffaf bir yapıya ihtiyaç olduğu söylenebilir. Bu, katılım bankacılığına olan güvenin artırılması için oldukça gereklidir.




4) Tekrar katılım bankacılığına (veya muadili konumunda olan katılım bankacılığı eğitimi gibi) dönmeyi düşünüyor musunuz ?

Katılım bankacılığına sadece bir maişet temini, bir meslek olarak bakmıyorum. Bir müşteri olarak bakıyorum, bir kuruşum olsa veya bankacılık işim olsa bu kurumlardan hizmet alırım. Ayrıca, çocuklarımıza faiz haram diye öğretirken, bunun alternatifini de gösterecek bir yapıyı da göstermeliyiz. Aksi takdirde inandırıcılıktan uzak oluruz. Allah (cc) faizi haram kılmış ise, muhakkak bunun bir alternatifi de vardır ve bu alternatifler tarih boyunca uygulana gelmiştir. Konuya salt bir profesyonel olarak değil, faizin yasak olduğu bir ortamda yaptıklarımız ve yapmadıklarımızdan sorumlu olma endişesini taşıyan bir Müslüman olarak ele alıyorum. Bu anlamda halen katılım bankacılığının gelişmesine ve daha iyiye gitmesine yönelik akademik anlamda bir çalışma içindeyim. Tabi ki sektörün bana ihtiyacı olacağı her ortamda geri durmam, elimden geleni en iyi şekilde yapmaya çalışırım.

5) Katılım Bankalarının geçmişten günümüze performansını nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce insanımızda, yeterli bilinç ve katılım bankacılığını tanıma isteği var mı ?

Bu konuya dışardan bakanlar katılım bankalarının 35’yılda çok da başarılı olmadıklarını rahatlıkla söyledikleri görülür. Kimisi iyi niyetle söylese de bu söylemin katılım bankacılığını bugünlere taşıyan, emek verenlere bir haksızlık olarak bakıyorum. Bu iş sadece katılım bankasında çalışan profesyonellerin üstesinden gelecekleri bir iş değildir. Kaldı ki bu kurumlar 2001 yılına kadar KHK ile yönetildiler, bankacılık kanununa tabi olmaları 2005 yılını buldu. O dönem, katılım bankaları özellikle KOBİ’lerin finansmanında çok önemli işler yapmış olmalarına rağmen gerek kamu otoritesi tarafında desteklendiği söylenemez. Bu ise katılım bankalarının kendilerini anlatma ve tanıtma işini zorlaştırmıştır. Gelinen nokta itibarı ile katılım bankaları bankacılık sektöründen sermayelerinin üzerinde pay almaktadırlar. Ekim 2020 itibarı ile katılım bankaları özvarlıkları bankacılık sektörünün %4,7 olmasına rağmen, toplanan fonlarda %9,3, kullandırılan fonlarda %6,7, aktiflerde %7,1 ve net kârda ise %6,5 pay almaktadır. Görüldüğü üzere  son derece önemli bir rakamsal başarı vardır. Katılım bankalarının daha da büyümesi, bu sektöre yeni sermayenin girmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Ülkemizde katılım bankacılığına sermaye koyacak çok sayıda grup vardır. Bunların teşvik edilmesi son derece önemlidir ve zaruridir. Bu bankacılık, sermayesinin üzerinde sektörden pay alarak büyümektedir. Katılım bankacılığı farkındalığını artırmak için son yıllarda son derece önemli çalışmalar yapılmıştır. Basta kamu tarafından kurulan katılım bankaları, mevzuata dönük düzenlemeler ve 10’uncu ve 11’inci kalkınma planlarında faizsiz finansa yer verilmesi sayılabilir. Üniversitelerde lisans, lisans üstü programlarında  katılım bankacılığına yer verilmektedir. İstanbul Sabahattin Zaim, Sakarya, Konya Karatay, İstanbul ve Marmara gibi üniversitelerde  faizsiz finansa dönük akademik çalışmaların artırılması da farkındalığın artırılmasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca, Diyanet işleri Başkanlığı liderliğinde faizsiz finansın konuşulduğu ilmi toplantılar, konferansların yapılması, din görevlilerinin maaşlarının katılım bankalarından ödenmesi son derece değerli çalışmalar olarak sayılabilir. Bununla birlikte, henüz insanımızda yeterli bilinç oluştuğu kanaatinde değilim. Öncelikle faizin ne olduğunu, helal ticaretin ne kadar gerekli olduğunu hep birlikte sindirmeliyiz. Bu yapılabilirse katılım bankacılığına doğru bir eğilim artarak devam edecektir. Katılım bankacılığı bazı şeyleri eksik yapabilir, buna kızarak konvansiyonel bankalara gitmek yerine katılım bankacılığında işlerin İslam’ın iktisadi prensiplerine uygun olarak yapılması için mücadele etmek olmalıdır. Çünkü katılım bankaları, sadece bir banka değildir, bankadan öte bir misyona da sahiptirler.


6. Son olarak Katılım Bankacılığının teknolojik gelişmelerini ve medya ayağındaki gelişmeleri( Katılım Haber vs.) nasıl değerlendiriyorsunuz ?

             Türkiye’de teknolojiyi iyi kullanan sektörlerin başında bankacılık gelmektedir. Hatta, Türkiye’de bankacılığın teknolojiyi batıdaki bankalardan çok daha da iyi kullandığı bilinmektedir. Katılım bankacılığı da bu işin dışında değildir. Alternatif dağıtım kanallarına, güvenlik ve CRM gibi müşteri ayağında çok önemli yatırımlar yapmaktadırlar. Yeni normal dediğimiz pandemi döneminde uzaktan çalışmalarına karşın hizmetlerinde bir aksaklık olmadı. Tanıtımın yeterli olduğu kanaatinde değilim. Daha da artırılmalı. Katılım bankaları tanıtım ve reklam bütçelerinin elverdiği ölçüde bir tanıtım faaliyeti yürütüyorlar. Bunları önemsiyorum ancak yeterli görmüyorum. Katılım bankalarının dışında da yaygın olarak sivil toplum kuruluşlarının, Katılım Haber gibi bu konuyu kendine iş edinmiş dergilere ve kanaat önderlerine büyük işler düşmektedir.

Katılım Haber

Katılım Haber sitesinin kendi profilidir. Öneri, görüş ve iletişim için lütfen admin@katilimhaber.com e-posta adresinden iletişime geçiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir